Kadıköy’de bir bar: Fil. Kağnı Sokağı. Öğlen. Kalabalığın içindeyim. Bugün hava başka. Hissediyorum. Gökyüzü başka. İnsan bazen hiçbir şey olmadan da ümitlenebiliyor: Bir sokak sesiyle, bir rüzgârla, bir yudum içkiyle, içinden geçen küçücük bir cümleyle. Bugün Haziran.
Bugün ümitliyim. Gelecekten, kendimden, olacak şeylerden ümitliyim. İnsan bazen mucize gelsin ve onu bulsun istiyor. Ben de biraz onu istiyorum. Bir haber, bir başlangıç, bir karşılaşma istiyorum. Hayatı yeniden yerinden oynatacak küçük bir ışık bekliyorum. Belki gelecek şimdi çiçek açacak. Belki bir ümitli haber çıkagelecek ömrüme. Çünkü, ümit aslında bir kâğıda kalem değdirmek kadar yakın, o kadar sihirli bir şey.
Nietzsche’nin sözü geliyor aklıma:
“İnsanın içinde hâlâ kaos olmalı ki, dans eden bir yıldız doğurabilsin.”
İçimizdeki karanlık bazen yeni bir ışığın hazırlığıdır belki. Çünkü insan gerçekten çok büyük bir varlık. Yaralı olsa da, yorulsa da büyük bir varlık. Sevdiğinde, hayal kurduğunda, yeniden ayağa kalktığında bir tanrı kadar yüce insan. Ve bugün, uzun zaman sonra ilk kez, buna inanıyorum. Öpüşmek heyecanı var içimde. İçim, kalbim pır pır. İyi şeyler olacak, biliyorum.
Eşlikçim, Glen Scotia 10. Karamelli bisküvi tadında bir viski. Lotus.