The English Original ve CB Glasgow Blend

Hey! Uzun zaman olmuş, şöyle iki bir şey içip karalamayalı. Sen de merak ettin çok, biliyorum. Geldim, burdayım. İki yeni şişe ile birlikte kalemimi de açtım ve geldim. Damağıma, içime dökülen kelimeleri topladım hemen. Hoş geldim.

The English Original
Sen de hoş geldin The English. Burnunda gül akoru var senin: Gül, güllü mevlit şekeri, lokum gibi tanımlayabilirim mesela kokularını. Levent Yüksel, Güllü Yar. Oldukça karakteristik ve özgünsün. Çok sevdim. Damakta kremalı tatlılar, ekler, limonlu cheesecake. Hafif ama kendine has bir profil bu. Zengin değil ama karakter sahibisin. Burun ve damak uyumun başarılı. Kopukluk yok, bu bağlantıyı sevdim.

Gül damakta da devam ediyor, bu da sana imza niteliğinde bir karakter katıyor. Hafif bir bitişle kapanıyorsun ama iz bırakıyorsun. Hafif zencefil ve limon dokunuşları bir twist gibi âdeta. Akşam yemeği sonrası, tatlı niyetine içilecek “funny” bir viskisin.

Compass Box Glasgow Blend
Burnunda şekerle kaynatılmış meyveler var. İyi bir burun profili diyebilirim. Geniş, belirgin ve davetkâr bir profil. İlk izlenimin güçlü. Damakta ise tablo değişiyor. Derinlik ve gövden eksik; sanki damağın üzerinden zarifçe kayıp gidiyorsun. İnce, hafif, nazik dokunuyorsun giderken. Tuzlu karamel ve tuzlu çikolata notaların belirgin. Yer yer helva-ekmek-çay hissi var. Tanıdık, sıcak ve nostaljik. 90’ların çocukları hatırlar “Ayna/Erhan Güleryüz” şarkısındaki bu kısmı: “Artık çıkmıyorum İstiklâl’e. Sabah Fatma Hanım uyandırıyor. Helva, ekmek, çay…” Onun gibi.

Bitiş uzun ve sıcak. Hafif şeri etkisi ve tuzluluk. İlginçtir, burun ve bitiş konuşuyor, damak geri planda kalıyor sanki. Güçlü bir puro yanına yakıştırdım seni ben. Anı tamamlayacak nitelikte bir viskisin.

Artık çıkmıyorum İstiklâl'e.
Sabah Fatma Hanım uyandırıyor.
Helva, ekmek, çay... Bana onlar bakıyor.
Odanın hali perişan,
ben perişan.
Kimse yok işime karışan.

Ara sıra balkona çıkıyorum.
Fesleğenler kuruduğunda ocaktı.
Ben baharı bekliyorum.
Ne olduğunu bilmediğim bir umudum var hâlâ.
Gözüm şişelere takılıyor.
Becerebilseydim ne âlâ.

Bu günlerde böyleyim ben, yas denen şiirdeyim.
Bir köşede gülüşün var,
sırtımda kanlı bıçağın.
Hiçbir zaman duymayacağın,
duysan da anlayamayacağın bir çığlıkta
sana birikiyorum...

Bir yanıt yazın

*