Ardbeg Wee Beastie

Aklıma bir cümle gelir, bir söz gelir, hemen not alırım. Sonra o, tam bir yazı olur, bir şiir olur, hatıra kalır bana. Kendi hammaddemi kendim işlerim, kendi ürünümü elde ederim böyle.

Sabah alacakaranlığında yazmayı severim en çok; bir de zifiri karanlığında gecenin.

İlham gelmesini beklediğim de olur günlerce, sadece keyfimin gelmesini beklediğim de olur. Viski ise, hikayelerimin bazen eşlikçisi, bazen de kendisi olur.

Bugün, Ardbeg Wee Beastie’yi eşlikçi seçtim kendime:

Bizi iyi kandırmışlar benden söylemesi.
Karartmışlar mis gibi aydınlığı gözümüzün önünde.
Şöyle ferah bir nefeslik yer bile bırakmamışlar hiç.
Yazık etmişler günümüze geleceğimize.
Düşüncemizi müebbet alıkoymuşlar.
Seni kandırmasınlar.

Bizi iyi kandırmışlar benden söylemesi.
Bildiğimiz bütün doğrular yanlışmışlar mesela.
Öyle söyledikleri gibi değilmiş aslında hiçbir şey.
Sonu belirsiz girdap karanlığını,
en kutsal aydınlıkmış gibi anlatmışlar.
Seni kandırmasınlar.

Yelkenimizi yanlış yöne çevirmişiz hep.
Sıralı yüzyıllık koskoca ağaçları devirmişiz.
Çok kaybetmişiz de fark etmemişiz.
Yalanlar yemişiz, soluksuz yutmuşuz;
hikayeler, masallar, ninniler…
Uyutmuşlar, uyutulmuşuz.
Bizi iyi kandırmışlar.
Seni kandırmasınlar, benden söylemesi…

Ardbeg Wee Beastie’ye, hala tat ve koku kaybı yaşamamış olmama sevinerek yanaşıyorum biraz. Çıtır çıtır yanan ateş, jambon, vanilya, çikolata, pişmiş kahve, balonumsu plastik, “henüz ayaz yemiş açık ten” kokluyorum. Hani, dışarda soğuk ayaza maruz kalmış sevdiğinden bir koku gelir ya, bildin mi? “Henüz ayaz yemiş açık ten” kokusu o işte. “Sokak kokusu” derim ben ona. Balkonda bırakılmış çamaşırın kokusuna da benzer biraz. O koku, çamaşırda kalır öyle ama sevdiğinden bir anda uçar gider. Geriye onun misi kalır teninin. Her neyse…

Damakta, baharat ve sızma zeytinyağı ile marine edilmiş acı zeytin gibi “lezzetli ama kusurlu” Ardbeg Wee Beastie ve “bayatlamış kazan çayı” gibi burukça. İstemeden büyük bir yudum çektiğim sade Türk kahvesi, yutuncaya kadar ağzımın içinde bir süre oyalanmış gibi de kahve kahve. Damağı adeta sıvayan bu etli dokuyu sevdim. Bir “light Uigeadail” havası var; ondan daha az yoğun, daha keyifli, daha kolay içimli. İdeal isleme ve olgunlaştırma süresi yakalanmış sanki.

Wee Beastie’yle evdeki bizim “küçük canavar” da çok benzeşiyorlar. O da “yaklaşık 5” yaşında. (Canım kızım!). “Büyüdükçe” yordukları bir gerçek ama her an/her yudum ayrı mutluluk kesinlikle.

Bir cevap yazın

*