Jameson Triple Triple

Sevgili Kemal’in, 2 adıma 3 adım mini deri atölyesinde viskilerini tattık geçen. Kendi evinin tam karşısında, annesinin kucağından sadece 6-7 metre ötede, sakin bir sokağın başında, şirin mi şirin bir dükkan burası. Çok sevdim. Hele, tavla, çay gibi alışılagelmiş esnaf etkinliklerinin dışına çıkarak, dükkanın önüne attığımız kusurlu sandalyelerimizde sokağa karşı viski yudumlamanın verdiği keyfi asla unutamam sanırım. Bunu yaparken de, ara ara yüreğimin kıyısına vuran o umut dalgası geldi içime bir an. Kemal’in konu komşu kaygılı cümlelerinden sonra da, ülkeme dair umutlarımı yine başka küçük anlara erteledim.

Keyfimize, Jameson Triple Triple ve Speyburn Hopkins Reserve eşlik etti. Bunlar, markaların “duty free” seyahat özel ekspresyonları.

Jameson Triple Triple, ilk burunda bir çikolata fabrikasının yanından geçiyormuş izlenimi veriyor. Hani İstanbul Cevizlibağ’daki o bilindik bisküvi-çikolata fabrikasının önüne düşen D100 kara yolunda, arabanıza dolan eşsiz taze bisküvi ve çikolata kokusu var ya, adeta o. Burundaki meyve aromaları da bir çikolata fondüsünü getiriyor akla. Eritilmiş çikolataya armut batırıyorum, üzüm batırıyorum. Damağı oldukça zengin, hafif gövdeli ve bitişi orta uzunlukta.

Jameson Triple Triple, 3 ayrı fıçıda olgunlaştırılmış bir İrlanda harmanı. Bu zengin tatlılığı, içinde yıllandığı burbon, şeri ve Malaga şarap fıçılarına borçlu. Severek içtim. Sohbetimize de çok iyi bir eşlikçi oldu. O ne güzel fıçı etkisi öyle!

Viski, eskiden fıçılarda bekletilmez, damıtımdan hemen sonra tüketilirmiş. Fıçı, İskoç dağ köylüleri tarafından viskiyi atlarıyla veya öküzleriyle taşımak için kullandıkları bir araçmış sadece.  Asırlar sonra, 19. yüzyılın ortalarında, bir İskoç içki tüccarı olan Andrew Usher, hem fıçıda geçen uzun bir yıllandırma süresinin viskiye katkı sağlayacağını düşünmüş hem de harman viskiyi keşfetmiş. Bu şişe de bu aklın ve öngörünün bir ürünü işte.

Yine görüşebilmek ümidiyle ayrıldım Kemal ve Cengiz’den. Eski günleri çok özlemişim. Yaş aldıkça ömür, o özlenen günlere mesafe de artıyor bir yandan. Böyle, kendi iç sesimle konuşa konuşa, ağır/usul, Beylerbeyi’nin Altunizade’ye bağlanan arka yolundan İstanbul’un yoğun akşam trafiğine karışarak kayboldum gecede.

Speyburn Hopkins Reserve tadım notuma buradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

*